25 Aralık 2009 Cuma

Işık Gerçekten Doğudan Yükselir, Harput


40 el kapısının, 40 tokmağını çaldıktan sonra, hem anne hem baba tarafından memleketim; yemekleriyle, hikayeleriyle, türküleriyle, halaylarıyla büyüdüğüm Harput'a ilk kez gidiyor olmanın heyecanı var, evet ama itifaf edeyim, biraz da "ben özgürüm, ben gezginim, ben ne yerler gördüm" tiribi de yok değil ...


Türk halkının büyük çoğunluğu gibi bizimkiler de önce Harput'tan şehre, Elazığ'a, oradan da Büyük Şehre, İstanbul'a göçetmiş ve neredeyse hiç kimsemiz kalmamış memlekette ...

Adımız hariç, daha doğrusu soyadımız hariç ... Soyadımızı bilmeyen yok... İlk fotoğrafçı, bizimkiler olduğu için o dönem bütün Elazığ'ın, cebinde, duvarında, bir "Foto Şedele" imzası var ...

Bir de tabi, hiç tanıyamadığım, Dedem Muzaffer Şedele'nin Namı ... Muhabbeti, Şakaları, Rakı Sofraları ve Çapkınlığı ... ( 1950'li yıllarda, Elazığ'da, 30 kadının olduğu bi masanın baş köşesinde, ne anlatıyor olabilir ki, biz bir tanesine dinletemiyoruz kendimizi, yıl 2010 ... )

Dedemin hiç kravatsız, kol düğmesiz fotoğrafı yok, çok iyi göbek atar ama çok da iyi vals yaparmış, hatta evde bayanlara özel vals dersleri verirmiş !!!

Tahta oymacılığı, şiir, resim, karikatür, Fransızca, İngilizce ... 1940'ların Harput'unda değil, 2000'lerin New York'unda yaşıyor sanki ... Sadece O değil tabi bütün O kuşak öyleymiş ...
Küçücük Harput'ta bir Amerikan, bir Fransız Koleji varmış ... Büyük de bir Ermeni nüfus ... malum olaylardan önce ... kimse kimsenin Ermeni'mi, Süryani mi, Sünni mi, Alevi'mi, Şafi'mi olduğunu bilmez, bilse de sallamaz, yüzyıllardır gül gibi geçinip gider, birlikte güler, birlikte ağlarmış ...


Ve doğunun inanılmaz misafir perverliği ... Kimsemiz yok diye üzülürken, kimden nasıl kaçarız diye düşünür olduk, her kolumuzdan tutan, bir kofik* bir orcik* yemeden "gidemezsiz, gakkoş" diye girdi kolumuza ... herkesten başka bir "eskiden buralarda " diye başlayan bir hikaye dinledik, güldük, ağladık ...

Her karışı gibi Anadolu'nun, Harput da kültür, tarih hazinesi ... Bizans kalesi, her mevsim -10 derece, buzluk bağları, Henüz İstanbul'a gidilmemiş, Ayasofya görülmemiş olduğu için kubbesiz, düz tavanlı Selçuklu camileri, Pisa kulesi gibi eğik minareli mescidi, asırlardır cürümeden yatan Arap Baba ve daha neler neler ...


*Elazığca - Türkçe Sözlük :

Kofik : Kuru dolma
Orcik : Cevizli sucuk
Porik : Saç Kahkülü
Dıngılafıstik : Takla
Kırtik : Küçük, parça
Hırnik : Sümük
Hır Hışik : Ivır Zıvır
Torba Turik : Birden fazla torba ya da çanta
Şorik : Salya, Tükürük
Kortik : Çukur
Gottik : Zehir
Fırfırik : Pervane

Kural : Dünya'yı gez, gör evet, ama memleketini de bil. Unutma ileriye sıçramak için önce bir yere basmalısın ...

10 yorum:

fotograf penceresinden dedi ki...

anlattıklarına hayran kaldım, dede'ye hayran kaldım
bir harput böyle mi güzel anlatılır
sön sözünü ise çok beğendim

Sokak Çocuğu dedi ki...

Çok teşekkür ederim, Dede enteresanmış hakikaten, ilk eşi, oğlu ( yani babam ) 6 aylıkken ölmüş, 2. eşi ise kendisi 32 yaşındayken ... Kendisi ise 43 yaşında ...
Harput zaten bir hazine... 247 çeşit yöresel yemeği varmış mesela...

mermaid dedi ki...

Yazınızı okurken, iki yıl önce yaşadığım şeyi hatırladım. Sizin gibi, sırtımda çantam, özgür hallerde köklerimi dedelerimi bulmaya gitmiştim. Gördüklerim ise beni öyle şaşırttı ki. Bambaşka bir yer, elazığ, harput. Hayal ettiğimden, zannettiğimden çok başkaydı ve ben çarpıldım kaldım. Şimdi bu fotoğraflarda kendi dedemi aradı gözlerim...
Müzik sevgileri de beni çok etkilemişti. Klişe deyimle bu denli "modern" olmaları.

Tepedeki türbeleri de ziyaret ettiniz mi acaba?

Sevgiler.

Sokak Çocuğu dedi ki...

Müzik, hoşsohbet(biraz alkol)ve şıklık (biraz çapkınlık), Harputlu'ların, Elazığ'lıların ortak özelliği galiba, zaten ...
Tepedeki türbelere de gittik, Buzluk mağarasına da indik hatta aşağıdayken elektrik kesildi bir süre mahsur kaldık :)

mermaid dedi ki...

Evet aynen tarif ettiğiniz gibi dedeler:))
O tepedeki büyüklerden biri de benim büyük büyük dedem.

HaNdE... dedi ki...

oraya gidip bir yer sofrasına oturasım geldi :))

Sokak Çocuğu dedi ki...

Tabi aynı zamanda çok muhterem zatların ve evliyaların mekanı Harput. Neydi büyük dedenin ismi ?

Biz bir yer sofrasına konuk olduk orada, hem de hiç tanımadığımız ...
Kahvaltı sofrasına, aman allahım... yeni sağılmış süt, taze yumurta, kendi yaptıkları tereyağı, taze ceviz ...

Derin Mavi dedi ki...

Merhaba,
Yazınızın başlığındaki 'Harput',bloğunuzla tanışma sebebimdir.Doğup büyüdüğüm şehir olan Elazığ,tarihi,efsaneleri,köklü kültürüyle hayran olduğum bir şehirdir.
Naşide Gökbudak'ın Sıdıka Hanım adlı romanını okumanızı tavsiye ederim.Gerçek bir yaşam hikayesi olması sebebiyle ve bence bir Harput'lu olarak okumalısınız.benim nacizane fikrim:)Bu arada Amerika'ya giden ilk Türk'ün Harputlu olduğu söylenir:))

Sokak Çocuğu dedi ki...

Evet bunu ben de duydum hatta Amerika'da alafranga tuvaleti ilk kez görünce yaşadıklarıyla da ilgili bir hikaye de anlatırlar ...

Sıdıka Hanım'ı hemen bugün alıyorum ve okumaya başlıyorum, çok teşekkür ederim.

Burcu dedi ki...

Yazının sonundakini bende her zaman biraz biraz kendime de dokundurarak söylerim. Bir sürü ülke geziyoruz ama asıl kendi topraklarımızı tam bilmiyoruz ki diye. Yazı ve fotolaradan sonra merakım biraz daha arttı desem yeridir. Dede efsaneymiş bu arada :))